Dün biraz daha sakin ve olumlu geçti sanmıştım. Sabah uyanıp kendimi okul yollarına atıp kaybola kaybola ve yağmura tutularak 1 saatte okulda varmama rağmen, yaptığım araştırmalar sonucu daha kötü durumlarda okula otobüsle de gidebileceğimi keşfetmiş olmam nedeniyle biraz rahatladım sanırım. Yine de sınıfta; dışı yağmurdan, içi terden sırılsıklam olmuş kıyafetlerle oturmak biraz can sıkıcıydı.
Dün sadece Hollanda Kültürü ve Hollandaca dersleri vardı. Kültür dersimiz, 2 haftada bir Çarşamba günleri ülkenin bir köşesine yapılacak geziler şeklinde yürüyecek. Sınav olarak bu gezilerle ilgili izlenimlerimizi belirten bir rapor oluşturacağız. Hollandaca (Flamanca) dersinde sadece en temel şeyleri öğreniyoruz. Kelimeleri Almanca'ya benzeyip, grameri biraz İngilizce'ye kaçsa da konuşması gerçekten çok zor görünüyor. Onun sınavı da sözlü mülakat şeklinde olacakmış.
Okulda başka bir gelişme olmazken, önceki gece içtiğim uyku ilacının ve sakinleştiricinin etkisinin sürdüğünü sanıyordum günüm sakin ve görece daha huzurlu geçtiği için. Ayrıca okulda Kanada'lı Nancy ile oldukça muhabbet ettik. Onun yanı sıra apartmanımda komşum olduğunu öğrendiğim Fransız Pierre ile de vakit geçirdik.
Akşam sağanak bastırıp, içim darlanmaya başlayıp, Zuilen'de yapılacak olan toplaşalım içelim organizasyonun yolu da gözümde büyüyünce, soluğu yan binada Selin ve Aylin'in yurdunda aldım. Selinler'in odası benimkinin 4, Aylin'inki ise tamı tamına 8 katı kadar. Oturduk ölçtük üşenmeyip. Odalarında buzdolabından ütüye her şey mevcut. Oldukça sıcak bir ortam ve çok güzel vakit geçiriyorlar. Banyoları falan öyle sağda solda konuşulduğu gibi kötü falan değil, her yer oldukça ferah ve yaşanılası durumda. İkisinin de birer oda arkadaşı var, mülayim tipli kızlar...
Gece orada oturup içimi huzurla doldurduktan sonra sağanak yağış altında 3 dakika içinde bisiklette sırılsıklam olarak evime döndüm. Uyumaya geçme aşamasına biraz alışmış olmalıyım ki, yine 1-2 saat önceden aldığım ilacın ve kulak tıkaçlarımın yardımıyla kolayca uyudum.
Sabah ise her şey daha korkunçtu... Gece gördüğüm saçma sapan ve gerilim rüyaların ardından (1:30'da uyumama rağmen) gözümü 07:30'da zınk diye açtım. Evde inanılmaz bir atraksyon vuku buluyordu. Sanırım ülkenin öbür ucundaki bir partiden gelenler duşa girip yemek falan yapıyordu ki oldukça gürültü vardı. Bir de gerilimden midir yoksa yatağın rahatsızlığından mıdır nedir bilmiyorum, sürekli boynum ve omuzlarım tutuk olarak uyanıyorum her sabah, ve her yerimin ağrı içinde olması canımı iyice sıkıyor.
Gözümü açtığım andan itibaren kalbim sıkışık ve gözlerim dolu dolu oluyor. Sanırım sığamıyorum bu küp odaya ve odadan başka hiçbir yerinde penceresi olmayan bu eve. Bugün havanın az bulutlu olması da beni kurtarmadı şimdilik. Gerçekten çok fena daralıyorum. Çok fena...
9:30'a kadar bir şekilde yatakta oyalanmayı başardım ve daha sonra "kalk" sinyallerine dayanamayıp evden çıkıp kendimi balkona attım. Keşke bunları balkondan yazabiliyor olsam... İnternetin kablolu olması bile içimi daraltıyor resmen...
Ve düşünüyorum... Sanırım yapamıyorum. Nedenini bilmiyorum, sonuçlarını hiç bilmiyorum ama sanırım olmayacak. Her günüme daralarak ve zırlayarak başlayarak kendimi toparlamam mümkün değil.
Aklıma sürekli yeni planlar geliyor. Mesela 10 gün içinde gerçekten de hiç dayanamayacak gibi olursam dönmeye karar vereceğim. Çünkü zaten sağlık durumum da kalmaya el vermeyecek artık. Gözlerimin altı simsiyah oldu resmen, günlerdir beni görenler "noluyoruz" oluyor. Eğer 10 güns onra dönersem Yeditepe'nin add/drop dönemine yetişip normal döneme başlama şansım olabilir. Artık hibesine bilmemnesine bakmayıp "gittim, gördüm, biraz da tatil yaptım" gözüyle bakabilirim sanırım.
Buraya kadar gelmişken geri dönmek de ayrıca çok fena koyacak orası zaten kesin de, eğer olur da okula dönemezsem bu sefer de bir şekilde çalışırım diye düşünüyorum. Yine de bir şeyleri başaramamış olmanın ağırlığı beni daha kötü yapabilir.
Bir diğer alternatif plan ise 1. blok sonuna kadar (16 Ekim falan) dayanıp, daha sonra 1 haftalık tatilde Türkiye'ye gelmek. Belki orada hasret giderir ve her şeyin bıraktığım gibi kaldığına ikna olursam, dönüş tarihim de yaklaşmış olacağı için geri dönüp sınavlarıma girip daha sonra bir hal çaresine bakabilirim. Mesela sınavlardan sonra bir hafta kadar derslere girip daha sonra Christmas'tan sonrasına kadar yine Türkiye'ye dönüp, dersleri bir şekilde uzaktan takip etmeye çalışıp tekrardan sınavlar için Ocak ayında geri dönebilirim. Ya da 2. blok derslerini komple sallayıp aldığım kredilerle yetinip ikinci dönemi dağıtabilirim de.
Tabi ki gönül ister en kısa zamanda buraya alışayım, düzenim yerine gelsin, hem gezeyim hem eğleneyim hem de derslerimi vereyim (tasarladığım "olması gereken" plan), ama şu aşamada nedense dayanamayacakmışım gibi geliyor. Gerçekten çok yoruluyorum ve herkesi, sahip olduğum her şeyi çok özlüyorum. Buradaki ben, ben değilim sanki.
Bilmiyorum... Her şey gerçekten çok karışık ve bir o kadar anlamsız geliyor. Yani bu kadar deli bunalım olmak için bir sebep olmadığına ikna etmeye çalışıyorum kendimi bir yandan, ama bir yandan da bilmiyorum, çok zorlanıyorum ve her şey, herkesin yokluğu çok fena çöküyor içime.
Off olmuyor, güzel yazılar yazamıyorum artık.
Üzgünüm.
5 Eylül 2009 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Yurt disinda ucuncu senesini tamamlamis biri olarak yazdiklarinizi ilgiyle okudum. Arkadasim gonderdi sitenin adresini, yazdiklarinizi gorunce beni animsamis.
YanıtlaSililk zamanlar gurbet o kadar zordur ki, kendinizi kaybolmus ya da hic yasamiyor gibi hissetmeniz cok normal. Sanki hayattan zevk alma duyunuzu tamamen yitirmissinizdir. Hersey tam olsa da birseyler eksiktir, ya da hersey eksiktir, olmaniz gereken yerde degilsinizdir, ait oldugunuz mekanlarda degilsinizdir, velhasili gurbette olmak cok zordur.
Heleki bir cumleniz, geri donup bir baksam, herseyin yerli yerinde oldugunu gorsem rahatlayacagim yazmissiniz ya, bu cumleye agladim hakkaten. Hersey yerindedir aslinda. Hersey ayni seyrinde devam ediyodur, ama siz surekli birseyleri kacirma, birseyleri gorememenin uzuntusu icerisindne kendinizi perisan etmissiniz, ayriliga o kadar odaklanmissinizdir ki, sanki bu acilim dunya ile uzayin farki kadar buyuktur.
Uzulmeyin, hislerinizin gecici oldugunu, insanin hayatinda yasadigi her sarta alistigini bilin, alisacaksiniz. Hatta oradaki sartlardan, balkonunuzdan, havadan, yagmurda islanmaktan bile zevk alabilirsiniz. Heleki sizin uzulmek icin hic yeterli sebebiniz yok, bes aylik kucuk bir sure oradasiniz. Bes ay nedir ki. Bes dakkada degisir butun isler diyenleri bir kenara birakip insanin omrunde bes ay gibi bir surenin cok kisa bir zaman dilimi olduguna odaklanin. Uzmeyin kendinizi. Yazinizi okuyunca gurbette bu kadar cok aglayan olsa olsa bir kizdir diye dusundukten sonra, erkek oldugunuzu gormek sasirtti beni. Erkekler aglamaz :) Yazilarinizi sevgiyle takip ediyorum, Cabuk alismaniz dilegimle.